Telli Turna Kuşu Nedir? Telli Turna Ülkemizde Nerelerde Yaşar?

telli turna nerelerde yaşar

Telli Turna Nedir?

Türkülerimizde ve halk hikayelerinde telli turna adını duymak olağan bir şeydir. Binlerce yıldır Anadolu kültürünün önemli bir parçası olan bu kuş türü ile ilgili veriler Göbeklitepe’ye kadar uzanmaktadır. Allı turna ile birlikte türkülerimizde adı en sık geçen kuşlardan birisidir. Kutsal bir kuş olarak sayılmaktadır. Flamingo kuşu ile karıştırılabilse de allı turna flamingodan farklı bir kuş türüdür. Flamingo bir turna çeşidi olup dilimizde allı turna olarak bilinen kuş türüdür.

Turna kuşlarının kur yaparken uyguladıkları figürler kültürümüze Mevlevi ve Alevi-Bektaşi semahlarına ilham olmuştur. Alevi-Bektaşi deyişlerimizde; Hazreti Ali ile ilişkilendirilmiştir.

Turna’nın edebiyatta bu denli kullanılması zarafeti, uçuşundaki estetik, semah benzeri dansı ve belki de en önemli özelliği göçmen bir kuş olması nedeni iledir. Göçmen bir kuş olması onu sıla-gurbet-hasret temalarının baş aktörü yapmaktadır.

Yine Anadolu-Türk kültüründe; turna kuşuna zarar vermenin büyük uğursuzluk getirdiği söylenmektedir. Bu kuşların yaşam alanlarının tahrip edilmesinin felaket getireceğine inanılır. Bu inanışın günümüzde unutulmuş olmasının bir yansıması olarak gerçekten de bu kuşların nesilleri yok olmak üzeredir. Turnalar sulak alanlarda yaşayabilen canlılardır ve sulak alanlarının ülkemizde yok edilmesi diğer sucul kuşlar gibi bu kuşlarında sonunu getirmiştir.

Bilimsel olarak telli turna Anthropoides virgo olarak bilinir ve turnagiller familyasına ait bir kuş türüdür. Normal turnadan daha küçüktür ve boyu en fazla 1 metreyi bulabilir. Kanat açıklığı ortalama 1.70 metre civarındadır. Adını gözünün gerisinden baş kısmına doğru çıkan zarif tüylerinden almaktadır. Bu tüyler başın arka kısmını dolanarak ön kısma doğru sarkmaktadır. Nehir çevrelerinde, sulak-bataklık alanlarda, nehir adacıklarında ürerler.

Telli turnalar Mart ve Nisan aylarında kışladıkları Afrika’dan ülkemize bilinen üreme yerleri olan Muş’un Bulanık Ovası’na gelmektedirler. Burada yaz boyunca yavrularını çıkarır büyütür ve uçururlar. Sonbahar göçünde Eylül ve Ekim aylarında yine ülkemiz üzerinden Afrika’ya kışlama yerlerine geri dönerler.

Yaz aylarında Asya ve Avrupa kıtalarında görülen bu kuşlar kış aylarında Afrika ve Güney Asya’da konaklamaktadır. Ancak; telli turnaların Asya ve Avrupa’daki en önemli yaşam alanları Türkiye coğrafyasıdır. Özellikle Bulanık Ovası bu kuşların yaşamı için oldukça önem arz eder. Bulanık ovası dışında; Kayseri-Sultan sazlığı, Hatay gibi yerler de bu kuşun muhtemel yaşam alanları arasındadır.

Ülkemizde Telli Turna Kuşu Halen Var mı?

telli turnaların anlamı

Dünyada nesli tükenme tehlikesi altında olan ve Türkiye’de 2010 yılından sonra görülemeyen telli turna kuşu, Kastamonu civarlarında sürü halinde gezerken fotoğraflandı. Çalılık ve sulak alanlarda gezen Telli Turna fotoğrafını, Doğa Fotoğrafçısı Cebrail Keleş çekti. Daha önceleri Muş Bulanık ovasında görülen bu kuşun Kastamonu’da görülmesi doğa severler için heyecanlı bir gelişme olmuştur.

Masalların Kuşu, Telli Turna

Türkiye’de en son 2010 yılında görülen ve nesli yok olma tehlikesi altında olan telli turna, Kastamonu’da sürüler halinde gezerken fotoğraflandı. Doğa fotoğrafçıları, gördükleri telli turnalar karşısında şaşkınlıklarını gizleyemedi ve bu durum doğa severleri çok sevindirdi.

Türk kültürünün her noktasına etki etmiş, türkülerde sıla ve hüzün özlemini anlatan kanatlısı telli turna, günümüzde Anadolu’da her yerde görülmüyor. Telli turnalardan günümüzde Anadolu’da sadece 16 adet kaldı. Doğa Fotoğrafçısı Cebrail Keleş, birkaç gündür Kastamonu semalarında uçan telli turnaları fotoğraflamayı başardı. Kaçak avcılık, besin kıtlığı ve tarımda ilaçlama nedeniyle nesli tükenmek üzere olan telli turnalar,  Doğal Hayatı Koruma Vakfı Türkiye (WWF) tarafından nesli koruma altına alındı. Türkiye’de 1977 yılından itibaren avlanması yasak olmasına rağmen; hâla kaçak olarak avlanıyor.

Dünyada ortalama 10 farklı turna türü var. Bu türlerden allı turna (flamingo), telli turna, Anadolu turnası ve dağ turnaları Türkiye’de de yaşıyor ve kuluçka dönemlerini Muş’un Bulanık Ovasında tamamlıyor.

Telli turnalar ile tekrar karşılaşmak üzere….

Susuz Kalmanın Tehlikeli Yan Etkileri Nelerdir?

suyun faydaları, susuz kalmanın zararları

Su İçmek Neden Faydalıdır?

Hücrelerimizin ve dolayısı ile vücudumuzun % 70’i sudur. Su; mutlak surette alınması gereken, alınmaması durumunda ise sayısız sorunlara yol açacak zaruri bir maddedir. Uzmanlara göre susuz kalmak yavaşça intihar etmeye benziyor. İnsan vücudu susuz kalınca, vücutta bir su savaşı patlak veriyor.

Çünkü bu suya kalbin, karaciğerin, midenin, böbreklerin, beyninin hatta derinin ihtiyacı var. Susuz kalındığında, dışarı atılması gereken toksik maddeler atılamamakta ve bünyeyi zehirlemeye devam etmektedir.  Ayrıca su, tüm hücrelerde olduğu gibi cilt hücrelerinin hacminin büyümesini sağlayarak, ciltte dolgunluk yaratmakta ve cildin genç ve güzel görünmesini sağlamaktadır. Genç ve güzel görünmenin ilk şartı su ihtiyacının normal oranlarda karşılanmasıdır.

Bir İnsan Susuz Ne Kadar Yaşayabilir?

Bu soruyu herkes merak etmiştir. Ancak bir insanın su içmeden kaç gün yaşayacağı kısmen  ortam şartlarına bağlıdır. Ortam şartlarına ne kadar bağımlı olursa olsun bu süre 5 günü geçmemektedir. Çok sıcak veya soğuk ortamlarda bu süre 2 güne kadar düşebilmektedir.

Su İçmek Hayati fonksiyonların devamını sağlar

Taşıyıcı göreve sahip olan su, hücrelere ihtiyaçları olan besin ve oksijeni ulaştırırken, vücutta ortaya çıkan atık maddeleri ise ter ve idrar yoluyla uzaklaştırmaktadır. Su kimyasal ve fiziksel özellikleri sebebiyle; sıcak ve soğuk havalarda vücut ısısını sabitleyerek yaşamsal bir görev üstlenmiştir. Ayrıca eklemlerin kayganlığını ve elastikiyetini sağlayarak, sürtünmeden dolayı bu bölgelerin aşınmasının önüne geçer. Su ulaşımı en kolay içeceklerden birisi olduğundan eksikliğini fazla yaşamıyoruz ancak su içme konusunda ihmalkar olan davranışlar nedeniyle çoğu insan su ihtiyacını karşılamamaktadır.

Çay ve Kahve İçmek Su İhtiyacını Karşılar mı?

Çay, Kahve, Kola gibi içecekler su yerine  kesinlikle geçmemektedir.  Çay ve kahve diüretik etki göstererek vücutta bulunan suyun dışarı atılmasını hızlandırmaktadır. Kola gibi içecekler ise vücutta ödem oluşturucu etkiye sahiptir. Günde içebileceğimiz su sınırı 1,5-2,5 litre arasında olmalıdır. Bir kişinin günlük su ihtiyacı günlük yaktığı kalori ile alakalıdır. Çok aşırı kalori yakıyorsanız su ihtiyacınız artacaktır. Bu nedenle çok su içmek yararlı düşüncesi ile aşırı su alımı gereksiz bir davranıştır. Ki insan vücudu susadığı zaman bizlere otomatik olarak susuzluk hissi vererek uyarmaktadır. Susuzluk hissedildiğinde yapılması gereken davranış su içmektedir. Susuzluk hissedildiğinde kola, çay ve diğer şekerli içecekleri içmek sağlığımızı bozucu etkiler gösterebilir.

Suyun kalorisi yoktur ve içildiğinde kısmen tokluk hissi verdiğinden dolayı zayıflamak için yardımcı olmaktadır.

Susuz Kalmanın Zararları Nelerdir?

  • Yeterli su alınmaması durumunda, böbreklerde kalıcı zararlar görülebilir hatta böbrekler iflas edebilir.
  • Yeterli Su alınmadığında, vücuttan atılması gereken çeşitli metabolik atıklar böbrek tarafından atılamamakta ve karaciğer bunları filtrelemek zorunda kalmaktadır. Bu durum karaciğer ekstra yük bindirmekte ve vücutta yağ depolanma oranı artmaktadır.
  • Vücudun en büyük organı deridir. Susuzluk ciltte kuruluğa sebep olur ve kırışıklıkları arttırır.
  • Susuzluk vücut direncini düşürür ve bağışıklık sistemini zayıflatır.
  • Hazımsızlık sorunlarına yol açar. Kabızlık sorunları görülür.
  • Kalpte yorgunluğa sebep olur. Kas Kramplarını tetikler. Ayrıca düzensiz tansiyon sorunlarına yol açar.
  • Baş ağrısı, unutkanlık ve dikkat bozukluğu az su tüketimi sonucunda oluşabilir.
  • Saç dökülmesi ve kepeklenme sorunlarına yol açar, bu süreçleri hızlandırır

Sağlıcakla Kalınız…

Fatih Sultan Mehmet’in Yemeği, Mutancana Nasıl Yapılır?

mutancana tarifi, tavuklu mutancana

Mutancana Nedir?

Fatih Sultan Mehmet’in en sevdiği yemek olan Mutancana, tatlı ve tuzlu lezzetlerin karışımından oluşuyor. İçeriğinde kayısı, kuru üzüm, kuru incir gibi meyveler ve bal var. Vitamin açısından oldukça zengin bir yiyecek. Sindirimi kolaylaştırıcı, bağırsakları temizleyici özelliği var. Mutancana yemeğinin orjinali kuzu etiyle yapılanı. Ancak, tavuk ve hindi ile de yapılabiliyor. Sizlere tavuklu mutancana tarifi vereceğiz.

Tavuklu Mutancana Tarifi-6 Kişilik

Mutancana Tarifi için Malzemeler:

1,5 kg tavuk kalça kuşbaşı
2 su bardağı (300 ml) sıcak tavuk suyu
20 adet arpacık soğan veya 2-3 adet kuru soğan
150 gr badem
2-2,5 yemek kaşığı bal
Yarım çay bardağı (90 ml) zeytinyağı
Taze çekilmiş karabiber
100 gr siyah erik veya incir
100 gr gün kurusu kayısı
Bir tek avuç siyah üzüm
3 yemek kaşığı sirke
Tuz

Mutancananın Yapılışı

Bademler ılık suda bir süre bekletilip kabukları soyulur ve enlemesine iki parçaya bölünür. Arpacık soğanların kabukları soyulur. Zeytinyağını tavaya alıp ısıtılır, kabukları soyulan arpacık soğanları veya gelişigüzel iri parçalara bölünen kuru soğanlar ve bademler eklenir. Hafif pembeleşinceye kadar yağda çevrilir ve ardından tavuklar eklenir. Tavuklar ve sos birbirine karıştırarak bir süre kavrulur.  

Bir tencerede tavuk suyunu kaynatılır. Soslu tavuğun içine bal, tuz ve karabiberi ekleyip karıştırdıktan sonra kaynamakta olan sıcak tavuk suyuna ilave edilir. Kısık ateşte 20-25 dakika kadar üstü kapalı kalacak şekilde pişirilir. Kuru meyveler birkaç parçaya bölünür ve yemeğin içine eklenir, ardından sirke eklenerek karıştırılır. Üzeri kapalı vaziyette bir 10 dakika daha pişirilir. Sıcak olarak servis edilir.

Afiyet Olsun…

Bazı Gıdalar Depresyonu Tetikliyor-Beslenme ve Depresyon İlişkisi

beslenme ve depresyon

Beslenme ve Depresyon Arasındaki İlişki

Fazla Şekerli ve yağlı gıdaları uzun tüketmek  kendimize yapabileceğimiz en kötü şey. Öyle ki şeker-yağ ve hamur işi karışımlarının kızartılması sonucu elde edilen tatlılar ve diğer besinler kısa zamanda hem bedensel hemde ruhsal çeşitli hastalıkları tetikliyor. Beslenme ve Depresyon arasındaki ilişki düşündüğümüzden çok daha derin olabilir!

Beslenme ve depresyon arasındaki bağlantı tam olarak ispatlanmamış  olsa da bu alanda bazı ülkeler önemli araştırmalar yapmaktadır.  ABD Savunma Bakanlığı, intihar oranlarını azaltmak için besin bakımından zengin gıda paketlerini askerlerin tüketmesi için gönderiyor.

Avrupa Birliği ise farklı besinlerin ruhsal sağlık üzerindeki etkisini araştırmak için MoodFood adlı 9 milyon euroluk bir proje başlattığı çeşitli haberlere konu oldu.  

Avustralya’da Deakin Üniversitesi’nden Felice Jacka ve ekibi de beslenme ve depresyon üzerinde başlattıkları çalışmada, bu hastaların mevcut tedavilerine ek olarak ruh sağlığına iyi geldiği bilinen besinler veriliyor.

Depresyon Enfeksiyonları-Enfeksiyonlar Depresyonu Arttırıyor 

Yine Deakin Üniversitesi’nden Michael Maes, depresyonun biyolojik sebepleriyle alakalı yaptığı çalışmalarla öne çıkıyor. Depresyon hastalarının immün (bağışıklık) sistemlerinin aşırı çalıştığını ve kanlarında sitokin adı verilen proteinlerin aşırı miktarda olduğunu göstermişti. Bu tür proteinler kanda çeşitli iltihap oranının artmasına sebep olur.

Yapılan çeşitli araştırmalar depresyon ve iltihap arasındaki ilişkinin çift yönlü olduğu yani depresyonun iltihaba yol açması gibi iltihabın da  depresyona yol açtığını gösterdi.  Maes, artrit ve kanser gibi hastalıkların vücuda aşırı miktarda sitokin proteinini pompaladığı ve bu hastalıkların teşhis edilmesinden önce dahi sitokinin neden olduğu depresyon belirtilerinin kişide patlak verebileceğini belirtiyor.

California Üniversitesi’nden Naomi Eisenberger,  iltihabın uzun süreler vücutta dolaşım sisteminde varlığı halinde, halsizlik-bunalım gibi sorunların yanı sıra beyinde oksidatif strese de yol açacağını söylüyor. Oksidatif Strese vücutta meydana gelen oksidasyon reaksiyonlarından sonra açığa çıkan serbest radikallerin neden olduğu bir durum olup, sinir hücrelerine zarar verip beynin kimyasal sinyal sistemini kesintiye uğratarak depresyona neden olabilir. Oksidatif stresi önleyebilmek için beslenmede alınan antioksidanların büyük önemi vardır.

Depresyonu Tetikleyen Besinler

depresyona neden olan besinler

Ruh ve beden sağlığını bir bütün olarak düşünmek gerekir. Vücut binlerce sistemin bir araya gelmesiyle oluşmuş kompleks bir yapıdır. Bir sistemde meydana gelen arıza diğer sistemlerde de sorunlara yol açabilmektedir. Her zaman önerdiğimiz gibi hayatımızdan şeker- kalitesiz yağ-beyaz un ve işlenmiş gıdaları çıkarmadığımız sürece ne yediğimizin hangi şifalı besinleri tükettiğimizin pek bir önemi yoktur. Öncelikle bu saydıklarımızın tüketimini en aza indirmemiz gerekiyor. Stres dışında sigara ve alkol alışkanlıkları da iltihabi hastalıklara yol açmaktadır. Ayrıca çinko, selenyum minerallerinin ve omega 3ün vücutta bu serbest radikalleri temizlediği bilinmektedir.

Bütün bunlardan yola çıkarak depresyonun ruh sağlığı kadar beden sağlığıyla da ilgili olduğunu düşünmek gerekebilir. Yani stres, sigara ve alkolün yanı sıra beslenme alışkanlıklarını da iltihaplı hastalıklara davetiye çıkaran etkenler olarak görebiliriz. Vücuttaki yağ ve şeker oranının enfeksiyonları ve oksidatif stresi artırdığı, buna karşılık omega 3 içeren balık yağının, çinko ve selenyum gibi minerallerin ise zehirli kimyasalları temizlediği ve beyne ve iyileşme sürecine yardımcı olduğu biliniyor. Ayrıca depresyon hastalarında çinko eksikliğinin bulunduğuna dair çeşitli bulgular mevcuttur ama tam olarak ispatlanamamıştır.

Ancak tüm hastalıklarda olduğu gibi hem depresyondan uzak kalmak hem de vücuttaki iltihap oranını azalatmak için yapmamız gereken ilk iş işlenmiş gıdaları ve şeker-kızarmış ürün-hamur işi besinlerinin tüketimini mümkün olduğunda azaltmaktır.  Bu besinleri azaltmak sindirim sistemi sağlığını yeniden kazanmak için çok önemlidir çünkü bağırsak sistemi ile beyin sistemi arasında birebir bağlantı ve iletişim söz konusudur. Sağlıksız bir bağırsak sistemi depresyonu tetiklemektedir. Bunun en güzel örneği; reflü, gastrit, baş ağrısı, baş dönmesi gibi daha yaygın hastalıklardır.

Depresyonu Azaltmaya Yardımcı Besinler Nelerdir?

Bazı besinler depresyonu azaltmaya yardımcı olabilir. Melisa otuçayı, sarı kantaron çayı, papatya,kedi otu çayı, meyan kökü şerbeti, kefir, yoğurt, sarımsak, soğan, balık ve balık yağı, acı biber, zerdeçal, haşlanmış yada buğulanmış kırmızı et veya tavuk eti, haşlanmış yumurta gibi besinler sayılabilir.

Bu besinlerden bazıları sindirim sistemini düzenleyerek bağırsak florasını sağlıklı hale getirdiklerinden depresyonu azaltmaktadırlar (kefir, meyan kökü şerbeti ve yoğurt). Bazı besinler ise mutluluk hormonu seviyesini yükselttiklerinden (meyan kökü şerbeti, et, kefir) bir diğer kısmı ise uyku sorunlarına iyi geldiğinden (meyan kökü şerbeti, kefir ve melisa otu çayı vs.) depresyon karşıtı etki göstermektedirler.

İlginizi Çekebilecek Yazılar:

Bağırsak ve Beyin İlişkisi

Sağlıcakla kalın…..

Karaciğer Yağlanması ve Zerdeçal

karaciğer yağlanmasına zerdeçal

Karaciğer Yağlanmasına Karşı Zerdeçal

Zencefilgiller ailesinden olan zerdeçal ana vatanı Hindistan olan çok yıllık bir bitkidir. Yaprakları sivri uçlu, çiçekleri sarı renktedir. Zerdeçaldan safranımsı boyalı bir madde çıkarılır. Baharat olarak tüm dünyada kullanılır. Dışı kısmı kahverengi rengine yakın içi sarı veya kırmızımsı sarı renktedir. Çok eskiden bilim adamları tarafından indikatör-PH belirlemek için kullanıldığı bilinmektedir.

Karaciğer yağlanması için kullanımının beslenme takviyesi olduğu unutulmamalıdır. Eğer böyle bir sorunumuz varsa öncelikle tıbbi tedavi almamız uygun olur. Karaciğer yağlanması için zerdeçal özellikle yağlı yemeklere eklenerek tüketilebilir. Çorbalara, tavuk yemeklerine, patates yemeklerine eklenebilir. Tane karabiber havanda dövülerek elde edilen toz ile bir miktar zerdeçal tozu birlikte kavrulur ise etkisi yüzlerce kat artmakta olduğu unutulmamalıdır.

Zerdeçalın Yararları Nelerdir?

Zerdeçal; sinirleri uyarır ve mideyi kuvvetlendirir. Vücuttan iltihabi toksinlerin atılmasında etkilidir. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Ayrıca soğuk algınlığına ve astım gibi hastalıklarda faydalı olduğuna dair bilgiler vardır. Ayrıca kötü kolestrolü düşürdüğüne dair çalışmalar mevcuttur. Zerdeçalın aktif maddesi curcumindir. Aynı zaman da bitki antienflamatuar ve antioksidan etkilere sahiptir. Özellikle Mevsim Geçişlerinin atlatılmasında daha önceki yazılarımızda belirttiğimiz gibi oldukça etkilidir. Ayrıca Zerdeçal etken maddesi olan kurkuminin ( curcumin ) alzeimer ve kolon kanserine karşı önleyici etkisini olduğunda dair araştırmalar bilinmektedir.

İlginizi Çekebilecek Yazılar: 

Karaciğer Yağlanması Nedir?

Sağlıcakla Kalın…

Kadınlarda Çeşitli Dönemlere Göre Beslenme Tavsiyeleri

hamilelikte beslenme

Hamilelik Döneminde Lifli Gıda Tüketimi

Lifli Gıdaların Yararları nelerdir? Kadınlar için önemi nedir? Hamilelik döneminde faydaları nelerdir? diye soruyorsanız bu yazımız tam size göre.

Kadın yaşamının tamamında ya da bir bölümünde, fazlaca konuşulmayan gıdaların ve besin takviyelerinin önemine değineceğiz. Yanı başınızda bulunacak bu yazı her kadın için çok önemli.

Kadınlar ergenliğe girmeden önce her şey normaldir, ancak sonraları hikaye değişmeye başlar. Beslenme gereksinimleri çocuklukta aynı olsa da, aynı yaştaki erkek ve kadınların ihtiyaçları arasında farklılıklar ortaya çıkmaya başlar. Ve bu ihtiyaçların bazıları kadın hayatı boyunca değişerek devam ediyor.

Eğer sağlıklı ve enerjik kalmak istiyorsanız , hangi gıdalar buna yardımcı olur iyi öğrenmek gerekiyor.

Çocuk doğurma yaşında: Demir ve Folik Asit

Her zaman yorgun hissediyorsanız, yeterli demir almıyor olabilirsiniz. Vücudunuz adet dönemlerinde çok demir kaybeder. Demir ayrıca, hamilelik sırasında da önemlidir. 

Folik asit nedir peki? Kırmızı kan hücresi, deri hücresi gibi yeni hücre üretimi için gerekli olan folik asit bir B vitamini türüdür. Gebeliğin ilk evrelerinde, bebeğin merkezi sinir sisteminin gelişimi için zorunlu ve gerekli olan bir maddedir. Mercimek, Yeşil Yapraklı Sebzeler, Narenciye,Kuşkonmaz, Barbunya, Brokoli, Zenginleştirilmiş Ekmek ve Tahıllar, Ay çekirdeği, Domates Suyu, Yumurta gibi gıdalar folik asit bakımından zengin gıdalardır.

Amerika Beslenme ve Diyetetik Akademisi sözcüsü Melinda Johnson şöyle söylüyor; “Adet dönemlerinde demir kaybı çok fazladır. Ve özellikle ağır adet geçiren kadınların demir depolarının az olma riski vardır. Eğer düşük demir deponuz ile gebeliğiniz başlarsa , gerçek anemi ile düşük riski daha fazladır. Ayrıca bebeğiniz, kendi bünyesi için ihtiyacı olan demirin tamamını alamayabilir.” Demirin önemi bu açıdan incelendiğinde hamilelik demir eksikliği ile başlarsa bebekte zeka geriliğine kadar ilerleyen durumlara sebep olabiliyor.

Yapılan araştırmalara göre Türkiye’de tüm gebeliklerin yarısı plansız olduğundan, hamile kalmaya çalışırken olmasa bile önerilen miktarda demir ve folik asit  almalısınız. Kullandığınız ilaçlar dahi bu duruma etki ediyor. Mesela doğum kontrol haplarının bazı türleri, mide asidi azaltmak için kullanılan antasitler gibi ilaçlar demir emilimini azaltabilir. Eğer hamilelik gibi bir planınız varsa kullandığınız ilaçlar için bir doktordan fikir almayı unutmayın. İlaçların içindeki etken maddeleri de araştırabilirsiniz.

Kadınların Günlük Demir İhtiyacı Ne Kadar?

 19-50 yaş kadınlar için günde 18 miligram. Hamile kadınlar için, günde 27 miligram demir standarttır.

Demiri yüksek besinler: Et, deniz ürünleri, fındık, kuru fasulye, ıspanak, brokoli, ve demir-zenginleştirilmiş tahıllar.

Günlük folik asit ihtiyacınız ne kadar: 14 yaş ve üstü kadın için günde 400 mikrogram;Hamileler için, günde 600 mikrogram; emziren kadınlar için, 500 mikrogram.

Folat miktarı yüksek gıdalar folik asit ile güçlendirilmiş Fasulye, mercimek, bezelye, fındık, meyve, sebze, ve ekmek ve tahıllardır. Bu ürünleri araştırmadan almayınız.

Menopoz: Kalsiyum ve D Vitamini

Menopoz başladığında , kadınların diyet ihtiyaçları yine değişir. Kalsiyum gereksinimleri genç yaşlarındaki günlük 1.000- 1.2000 miligram seviyelerinden de geriye gider. Ancak çoğu kadın sadece 600 miligram ile idare eder ve aradaki farkı telafi etmek için çabalamaz.Amerikalı Diyetisyen Ruth Frechman; “Yeterince kalsiyum deponuz yoksa, vücut, sinirler, kaslar ve kalp için kullanılmak üzere kemiklerden kalsiyum alacaktır. Östrojen kemiklerdeki kalsiyum tutumuna yardımcı olur. Menopoz muzdaribi kadınlar, Östrojen üretimi azalmadan kalsiyim depolamaya başlayın” diyor. Yeterli kalsiyum ve D vitamini içeren bir yüksek-lifli, düşük yağlı diyet gıdalar yemek gerekli ve menopoz semptomlarının azalmasına yardımcı oluyor.

Kalsiyum gibi, D vitamini de kemik kitlesini muhafaza etmek için önemlidir. Bu vücudunuzun kalsiyumu korumasına yardımcı olur ve kemik erimesini geciktirir. D vitamini olmadan, kemikler osteoporozdan dolayı kırılgan ve ince olabilir. Günlük ihtiyacınızı 8-18 miligram seviyelerinden 50 miligram seviyelerine çıkarmanız iyi olabilir.

Yeterli lif aldığınızdan emin olun. Lif, koroner kalp hastalığı, diyabet, divertikülozis ve irritabl bağırsak sendromu riskini azaltmaya yardımcı olur. Siz meyve, sebze ve tam tahıllarla bol sağlıklı bir diyet yaparak günde önerilen 21 gramlık ihtiyacınızı almalısınız. Lif takviyeleri güvenmeyin. Lif takviyeleri, gıdalar yerine üretilmemiştir. Onlar duruma bağlı olarak, gerekli olabilir.

Ne kadar kalsiyuma ihtiyacınız var:  51 yaş ve üstü kadınlar için günde 1.200 miligram (Kalsiyum yüksek gıdalar Süt, yoğurt, peynir, tofu, müstahkem portakal suyu)

Ne kadar D vitaminine ihtiyacınız: 51-70 yaş arasındaki kadınlar için  400 uluslararası birim (IU); 70 üzerindeki kadınlarda 600 (IU) (D vitamini yüksek gıdalar: Balık, süt, zenginleştirilmiş tahıllar).

Çölyak Hastalığı Nedir-Glutensiz Çölyak Diyeti Nedir?

Gluten Alerjisi Olarak Bilinen Çölyak Nedir?

Buğday, arpa, yulaf ve çavdar gibi tahıllarda bulunan gluten adı verilen bir proteine duyarlılık ile tanımlanan ve bağışıklık sistemiyle ilgili rahatsızlıktır. Genetik faktörü de olan Çölyak hastalığı, önce ince bağırsakta hasarlar oluşuyor ve ince bağırsağa gelen besinlerde emilim sorunları ortaya çıkıyor. Bilindiği gibi ince bağırsak kıvrımlı bir yapıya sahiptir. Alerji nedeniyle bu kıvrımlarda tahriş ve düzleşme olur. Hastalığın kendi belirtilerine ilaveten bu tahriş ve düzleşme nedeniyle besin emiliminde verimlilik düşer ve vitamin-mineral eksikliği başlar.

Beslenme sisteminden glutenin kaldırılmasıyla giderilebiliyor. Esasında; glutene karşı duyarlılık çoğu insanda görülebilen bir durum. Nedeni belli olmayan pek çok sorun altında tahıllarda bulunan glüten yatabiliyor.

Bazı araştırmacalara göre; insanların temel tüketim maddesi olan buğday üzerinde yıllarca yapılan genetik değişimler nedeniyle buğdayda bulunan gluten oranı büyük oranlarda artmıştır. Glüten; hamurlaşmayı sağlayan ana malzemedir. Bu nedenle; unun pürüzsüz ve yapışkan hamur haline gelmesini sağlayarak ticari olarak tercih edilir bir hale gelir. Aynı durum mısır ununda bulunmaz ve mısır ununun hamurlaşma becerisi oldukça azdır.

Çölyak Hastalığının Belirtileri Neler?

Çölyak hastalığı gizli bir şekilde ortaya çıkıyor ve tanısı geç konabiliyor. Bunun nedeni ise başka hastalıklar ile karıştırılması. Klasik olarak belirtileri halsizlik, gaz, karın ağrısı, ishal, kilo kaybı, şişkinlik ve bazen de demir eksikliği anemisi, karaciğer enzim değerlerinde bozukluk, çeşitli kemik hastalıkları ve cilt hastalıkları. Besinlerde bulunan proteinlerin emilememesi nedeniyle oluşan protein yetersizliği ve B vitamini yetersizliği sonucu ortaya çıkan nörolojik belirtiler, D vitamini ve kalsiyum yetersizliği sonucu görülen kemik azalması da hastalığın ilk belirtileri arasında görülebiliyor. Bu hastalık dudak kenarlarında oluşan çatlaklar ve ağız içinde oluşan geçmeyen yaralar şeklinde de kendini gösterebiliyor. Çocuklarda ise ishal, gelişememe ve kansızlık gibi belirtiler de verebiliyor. Erişkinlerde yaşanan travmalar, yoğun strese maruz kalma, ameliyat, doğum gibi olaylar nedeniyle sessiz bir şekilde aniden ortaya çıkarabiliyor.

Çölyak Hastalığı Nasıl Anlaşılır?  Çölyak Testi: Iga ( tTg testi ) ve IgA testi Nedir?

Çölyak hastalığı tanısı, kanda bu hastalığa özgü antikorların kanda oluşması ve endoskopi ile ince bağırsaktan alınan biyopsilerin incelenmesiyle konuyor. Tanıda en çok doku transglutaminaz antikoru IgA (tTG testi) veyahut Anti-Endomisyum antikoru testi olan IgA testi uygulanıyor. Ayrıca genetik testler de yapılabiliyor. Kesin tanı için ise kimi zaman endoskopik tekniklerle ağız yoluyla onikiparmak bağırsağına girilip, ince bağırsağın üç ayrı noktasından örnek alınıp, alınan dokunun mikroskop altında incelenmesi gerekebiliyor. Doku örneklerinde, ince bağırsak yüzeyinde ki emilimi sağlayan ve villus adı verilen parmak şeklindeki yapıların düzleşmesi, yassılaşması gibi durumlar hastalığı işaret edebilmektedir.

Çölyak Hastaları Neler Yiyebilir? Gluten İçeren Besinler Nelerdir?

Çölyak Hastalığı sorunu olan kişilerin içinde gluten barındıran yiyecekler tüketmemesi gerekiyor. Beslenme sisteminden buğday, arpa, çavdar çıkarılması önem taşıyor. Hatta Glutensiz gıdaların hazırlanması sırasında, glutenli gıdaların hazırlandığı kapların dahi kullanılmaması gerekiyor.

Çölyak hastaları; mısır, pirinç, patates, nişasta ve soya fasulyesi gibi besinleri tüketebiliyor. Hazır besinler alınırken içeriğine çok dikkat edilmesi gerekiyor. Nedeni ise bazı diş macunlarında, meyve sularında, şekerli gıdalarda ve cikletlerde gluten katkı maddesi olarak bulunabiliyor. Bunların yanı sıra durum, bulgur, irmik gibi yan buğday ürünlerinden de kesinlikle uzak durmak gerekiyor. Süt ürünleri yine çoğu hasta tarafından sağlıklı emilemediğinden ilk zamanlarda uzak durulması gerekiyor. Yulaf ise hastalığı düşük seviyede olanlar için sınırlı miktarda tüketilebilir ancak hastalığı ilerlemiş olanların yulaftan uzak durulması gerekebiliyor.

Mısır ve pirinç; hastalar tarafından tolere edilebildiğinden önerilmektedir. Aynı zamanda kara buğday (kasha- aslında buğdayla alakası yok ismi öyle ), nohut, mercimek, bezelye, soya, topioca gibi tahıllar değirmende öğütülüp un haline getirilerek kullanılabilir. Ayrıca mısır, yer fıstığı, zeytin, kanola, soya ve ayçiçek yağları da  glutensiz olarak biliniyor.

Glütensiz diyet, sanılanın aksine aslında çok faydalı bir diyettir. Bu diyeti uygulayan kişiler daha sağlıklı ve dengeli beslenebiliyorlar. Çünkü gluten; protein olarak alınması zorunlu bir madde olmadığı için, yerine başka gıdalar konulabiliyor. Bazı hastalar diyet yapmalarına rağmen yapılan tedavilerden yanıt alamayabiliyor. Bu durumlarda diyet kurallarına uyumun sorgulanması, tanının gözden geçirilmesi ve bunların yanında pankreas yetmezliği, mikroskopik kolit, ince bağırsakta bakteriyel gelişim ve laktoz emiliminin araştırılması ve bunun yanında tedaviye yanıt vermeyen hastalara bazen de kortizon tedavisi öneriliyor.

Çölyak Hastalığına Çörek Otu İyi Gelir mi?

Bildiğiniz gibi çörek otu pek çok sağlık probleminin önlenmesinde ve iyileştirme sürecinin hızlandırılmasına kullanılan çok etkili bir bitkidir.

Çölyak Hastalarına Çörek Otu Tarifi

İki üç çay kaşığı çörek otu (bayat olmaması, saklanma koşulları çok önemli bu yüzden güvenilir bir yerden alınmalı) havanda ezilir. Sabah kahvaltıdan önce ve akşam aç karnına bir iki yudum suyla birlikte tüketilir. Bu uygulama bir ay- bir buçuk ay süre ile uygulanabilir. Bu uygulama süresi boyunca glütensiz beslenmeye özel gösterilmesi gerekmektedir. Değerli Bilim İnsanı Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu’na göre çörek otu uygulamasının çölyak hastalığının iyileşmesinde % 75 oranında başarı şansı vardır. Tabiki bu öneriler tıbbi tedaviyi destekleme amacı taşıdığından ilaç olarak değerlendirilmemeli ve doktor bilgisi dahilinde uygulanmalıdır.

Sağlıcakla Kalınız…

 

Karakovan Balı Nedir? Karakovan Balının Özellikleri Nelerdir?

Karakovan Balı Nedir?

Karakovan balı; en eski bal üretme tekniğidir. Doğal ağaç kütükleri içerisinde arılara bal mumu verilmeden arıların kendi salgıladıkları bal mumunun içini doldurarak ürettikleri bal türüdür.

Karakovan Balının Özellikleri Nelerdir? Kara Kovan Balının Fenni Baldan Farkları Nelerdir?

Gerçek kara kovan balı; arılara şeker verilmeden üretilir. Yani arılardan daha çok bal elde etmek için şeker verilmemesi gereken zamanlarda şeker verildiyse bu balın karakovanda veya normal kovanda üretilmesinin bir farkı bulunmaz. Bu nedenle hakiki karakovan balının fiyatı normal kovanlarda üretilen ballara göre daha pahalıdır.

Karakovan balı genel olarak petekli bir şekilde satılır. Süzme karakovan balı almanın bir mantığı özel nedenler dışında bulunmamaktadır. Eğer süzme bal tercih edilecekse normal kovan balı almak daha mantıklıdır. Çünkü karakovan balı, doğal petekli bal demektir ve esas tercih nedeni bu doğal peteklerdir. Bu petekler bal ile birlikte tüketilir ve ağızda erime özelliği vardır.

Ülkemizde kara kovanlarda arı kolonisi bir kaç şekilde üretilir. En eski yöntem, doğal ağaç kütüklerinin içerisine oğul arılar bırakılarak veya fenni kovanlardan karakovanlara aktarım yapılarak elde edilen yöntemdir. İkincisi ise kasnak tipi çerçeveler içerisinde arı kolonileri kurmaya dayanır.

Karakovan balının en önemli özelliği kovanların içerisindeki balların 6 ay boyunca ışık görmeden oluşmasıdır. Doğal kütük kovanları hazırlanırken kütüklerin her iki boş ucu toprak veya kütük ile kapatılır ve sadece arıların giriş çıkış yapacağı, kovanın hava alacağı kadar uygun büyüklükte delik veya delikler bırakılır.

Petek farklılığı dışında; karakovan bal ile fenni kovan bal arasında bir fark söz konusu da değildir. Her iki yöntemle de hakiki bal üretmek mümkündür.

Arıların karakovanlarda bal üretiminde, eforlarının ve elde ettikleri besinlerin büyük kısmı bal mumu yapımına harcandığı için karakovan balında kovan başı elde edilen bal miktarı aynı büyüklükteki bir fenni kovana göre yarı oranından daha düşüktür. Örneğin fenni kovanda 50 kg bal üretiliyorsa karakovan da 10-15 kg arası bal üretilir. Bu nedenle karakovan balının fiyatı daha yüksektir. Karakovan petek balının kilogram fiyatı 250 TL ile 800 TL ve üzeri fiyatlara kadar satılmaktadır.

Karakovan Balı ile Organik Bal Arasındaki Bal

Organik Bal; 01/12/2004 tarih ve 5262 sayılı kanunda belirtildiği gibi organik tarım ürünleri kanunun hükümlerine göre üretilen baldır. Organik bal üretimi için; arı kovanlarının bulunduğu çevrenin belli mesafelerinde bir ziraat alanının bulunamaması, şeker ile beslenmemesi, kimyasal bir tesisin olmaması, şehir merkezlerine, karayollarına, çöplüklere belirli mesafede uzaklıkta olması, peteklerin organik petekler olması, kullanılacak ilaçların yine biyolojik özelliklerle olması gibi çok sıkı tedbirler konmuştur. Karakovan balı ise yukarıda belirttiğimiz gibi bir bal üretim şekline verilen isimdir. Kanunen keskin sınırlarla nitelikleri belirlenmemiştir. Organik bal bir sertifikasyon işlemidir. Üretici ürününün organik bal olduğunu resmi otoritelerden belgelemelidir.

Sağlıcakla Kalınız…